ONEMLI BILGILER

"Allah Baba" Denilir mi? SAKIN ALLAH'A BABA DEMEYİN

İslam dininde en büyük günah Allah'a baba demektir. Baba deyince birde ananın olması gerekir. Baba, karısı olup çocuğu doğurtan kimseye ve hayvana denir. Bu anlamda Allah'a baba demek en büyük günah ve küfürdür. Ülkemizde insanın babası olmayanlara da baba demesi alışkanlığı bulunmaktadır. Onlarda babadır, ama başkalarının babasıdır. Onların da karıları ve çocukları vardır. İnsanlar bir saygı ifadesi olarak onlara mecazi anlamda baba demektedir.

Hristiyanlar, Hz.İsa'ya Allah'ın oğlu der. Hz.İsa oğul olunca, Allah'a da baba demeye başladılar. Oğul, bulununca bir baba ve baba olunca bir oğul olması birbirini gerektirir. Meryem'e İsa'nın anası derler. Öyleyse İsa'nın anası Allah'ın karısı mıdır? Buna cevap vermeleri gerekir? Bizim basın ve yayın organlarında, bazı insanların zaman zaman kullandığı "Allah baba" ifadesi tamamen Hristiyan kültüründen geçmedir. Kur'an-ı Kerim, Allah'a baba demenin ne kadar büyük bir günah olduğunu anlatır.

  • "Pek merhametli olan Allah'ın oğlu olduğu kötü sözü söylemelerinden dolayı az kaldı gökler paramparça olacak, yeryüzü yarılacak ve dağlar çökecekti. Oysa Allah'ın oğlu olmaz, göklerde ve yer yüzünde her şey onun mülkü ve herkes Onun kuludur."(Meryem Suresi 88 - 93)

  •  

  •  

  • "Allah, çocuk edinmemiş ve hükümranlığında ortağı yoktur." (İsra Suresi :77)

  •  

  •  

  • "Şüphesiz Allah tektir çocuğu olmaktan münezzeh ve yücedir" (Nisa Suresi : 171)

  •  

  •  

  • "Gökleri ve yeri yaratan Allah'tır. Karısı olmadığı halde çocuğu nasıl olabilir? Her şeyi O yaratmıştır"(Enam Suresi :101)

  •  

  •  

  • "Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, karı da, çocuk da edinmemiştir." (Cin Suresi . 3)

  • "Allah bir tektir, doğurmadı ve doğmadı. Hiç bir şey O'na denk değildir." (İhlas Suresi: 1-4)




"Allah Göklerdedir" Demek Caiz mi?

Cenab-ı Allah mekan ve yönden münezzehtir. Mekan ve yön olmadan O vardı. Allah'a yön ve mekan tayin eden kimsenin kâfir olup olmadığı konusunda ihtilaf vardır. Onun için bu ifadenin kullanılmamasını önemle tavsiye ederiz.



Allahın ipi ne demektir?

Allahın ipi, Kur'ân-ı Kerîm ise de, İslâm âlimleri Allahın ipinden maksat, fukahanın yolu olduğunu bildirmişlerdir. Alla­hın ipine sarılmak dernek, hak mezheblerden birisine tâbi olmak demektir.


 

Cenab-ı Hak buyuruyor:

 

"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın... " (Al-i İmran :103)

 

Resulullah (s.a.v) buyuruyor: "Haberiniz olsun! Ben size iki ağırlık bırakıyorum. Bunlardan biri Allah Teâla'nın Kitabı'dır. O, Allah'ın ipi olup, kim ona tutunursa hidayet üzere olur, kim de onu terkederse delâlete düşer."



Allah razı olsun ne demektir?

Allah razı olsun demek, bu halinden Allah razı olsun demek değildir. Allahü teâlâ, seni razı olacağı hale getirsin demektir.



"Ben arabım, fakat arab benden değildir."Hadis-i şerifi sahihse açıklaması nasıldır?


 

Bu hadis-i şerif sahihtir. Size bir ölçü verelim. Hakikî islâm âlimlerinin herhangi bir kitabında bir hadis-i şerife rastlarsanız, (Acaba sahih midir, uydurma mıdır?) diye düşünmeniz doğru değildir. O zaman İslâm âlimlerine itimat kalmaz, din yıkıl­mağa, yerini hurafeler almağa başlar. Dinimizi yıkmak isteyen ler de bu usûlü kullanıyorlar. İslâm âlimlerinin kitablarındaki hadis-i şeriflere (Zayıftır, uydurmadır) diye saldırıyorlar. Bun­lara aldanmamak lâzımdır.

 

 

Arab, lügatte güzel demektir. Fahr-i kâinat "sallallahü aleyhi ve sellem" Efendimiz, arab idi, arab kavminden idi. Fakat yalnız arab kavmine değil, bütün âlemlere peygamber olarak gönderildi. İslâmiyyet, yalnız arablara mahsus değil, müslüman olan her kavmin dinidir.

 

Birçok hadis-i şeriflerde (Şunları yapanlar, şu günahları işleyenler benden değildir) diye buyurulmuştur. Arab kavminden olduğu halde, müslüman olmayan kimse, (Ben arabım, peygamberdenim, onun ümmetindenim) diye bir iddiada bulunamaz. Aksine Türk, Arab, Fransız, Alman v.s. olup da müslümanlığı kabul eden herkes Resûlullahın ümmetindendir.

Ya'nî hadis-i şerifin ma'nâsı şöyle olmaktadır:

(Ey arablar, ben arabım, fakat sizler iman etmedikçe benden olamazsınız, fakat arab olmasa da iman eden her kavim, bendendir.)

Zaten, İslâmiyette üstünlüğün ölçüsü, kavim, kabile veya makam, mevki değil, takvadır. Ya'nî ilim ve ihlâsla dine sarıl­maktır. Herkes dine hizmeti nisbetinde üstünlük kazanır.

 

Yukarıdaki hadis-i şerifin ma'nâsı böyle olunca, hadis-i şerifleri, yalnız hadis kitaplarından değil, hakiki islâm âlimleri­nin kitaplarından izahları ile birlikte öğrenirsek, yanlış anla­maktan, sapıtmaktan kurtulmuş oluruz.



"Dinde ikrah yoktur" ne demektir?

  • Harbde esir alınan gayri müslimlerin müslüman olması zorlanamaz. isterlerse zimmî olurlar.

  • Zimmî, islâm memleketinde gayri müslim vatandaş demektir.

  • Gerek zimmîler ve gerekse eman ile gelmiş olan gayri müslimler, müslüman olmağa zörlanamaz.

  • Zimmîlere eziyet etmek, kalblerini kırmak haramdır.

  • Müslümana yasak olan zimmiye de yasaktır. Yalnız içki ve domuz onlara yasak değildir.

  • Gayri müslim vatandaşa zulmetmek, müslümana zulmetmekten daha fenadır.

  • Zimmîye söğen cezalandırılır.

  • Gayri müslime de gıybet etmek haramdır.

İşte "Dinde zorlama yoktur" diye bunlara denir.



Ehl-i Sünnet Olabilmenin Şartları Nelerdir?

1) Kur’ân-ı kerimin kelâm-ı ilâhi olduğuna inanmak.
2) Kendi îmânından şüphe etmemek.
3) Eshâb-ı kirâmın tamamını sevmek, hiç birine dil uzatmamak.
4) Cennette mü’minlerin Allahü teâlâyı göreceğine inanmak.
5) Fıskı bilinmeyen her îmâmın arkasında namaz kılmak.
6) Ehl-i kıbleyi tekfir etmemek. (Dinde bilinmesi zaruri lâzım olan şeylere inanmıyanlar mü’min değildir.)
7) Ameli îmândan parça bilmemek. (Günah işleyen kimseye kâfir dememek.)
8) Mest üzerine meshin dinden olduğunu kabul etmek.
9) İyilik ve kötülüğün, hayır ve şerrin Allahü teâlânın takdiri ile olduğuna inanmak
10) Mir’acın ruh ve beden ile olduğuna inanmak, Şefa’ate inanmak, Kabr azabının ruh ve bedene olacağına inanmak.



İMAN ve İNKAR AÇISINDAN İNSANLAR

Mü'min
Peygamber Efendimizin Allah'dan getirip, tebliğ buyurduğu bütün hükümleri kalbi ile tasdik, dili ile ikrar eden insandır. (Müslüman da aynı manaya gelir.)

Kâfir
Peygamber Efendimizin Allah:'dan getirip tebliğ buyurduğu bütün hükünleri kabul etmeyip inat edendir. Bu inançla dünyadan ayrılanların ebedi yeri Cehennemdir.

Münafık
İki Kısımdır;
a) İtikadi yönden münafık : Peygamber Efendimizin tebliğ buyurduğu dine aslında iman etmediği halde inanmış gibi görünen, iki yüzlü kimselerdir. Bunlar kafirlerle beraber Cehenneme gireceklerdir, hatta azap tabakaları daha da derin olacaktır.
b) Ameli yönden münafık : Bunlar aslında İslam'a inandıkları halde amel yönünden bazı hataları olan insanlardır. Peygamberimiz bunları şöyle tarif eder: Münafıkın alâmeti üçtür:
1) Konuştuğu zaman yalan söyler
2) Va'd ettiği zaman sözünde durmaz
3) Emânet verildiği zaman ihanet eder
Bunlar amel yönü ile fâsık ve günahkar demektir. İtikadi yönden münafık olanlar gibi ebedi Cehennemde kalmayacaklardır.

Müşrik

Allah Teala'nın birliğini kabul etmeyip Ondan başka varlıklarıda ilah kabul ederek Allah'a ortaklık koşan kimsedir, en büyük günahların başında şirk koşmak gelir. Allah şirki af etmez, onun dışında olan günahları dilediği kimseler için affeder.



Kısmetin Kapanması

Kısmetin kapanması diye bir şey yoktur. Takdiri ilahi vardır. Ve insan kendi geleceğini bir ölçüde kendi belirler. Allah: "Başınıza gelen kötü durumlar sizin yaptıklarınız sebebiyledir" diyor. Yani insanın yapıp ettikleri kendi geleceğinde etkilidir. Ama bazen de Allah sırf bir imtihan olarak sıkıntılar verebilir. Biz bilemeyiz, belki de bunlar bizim bazı günahlarımızın silinmesi içindir ve bizim aleyhimize değil de lehimizedirler. Mesela Hz. Peygamberimizin başına gelen belaları düşünelim; onun bir günahı ve bir hatası yoktu ama onun için bunlar yine de oldu.

Allah onu seviyor ve istiyor ki öbür alemde derecesi yüksek olsun diye anlamalıyız. Çünkü oradaki yüksek dereceler hep buradaki durumla ilgilidir ve bir adamın o derecelere ulaşacak varlığı, ibadeti vs olmayabilir. İşte bu durumda Allah bunu menfi/negatif ibadetler denen sıkıntılar, bela ve musibetlerle tamamlamış olabilir. Bütün bunların hangisi için sonucun böyle olduğunu biz bilemeyiz ve onun için de bizim, bize düşeni yapmamız ve durumumuzu düzeltmemiz gerekir.

Mesela çokça istiğfar etmeli ve Allahtan af dilemeliyiz. bazı engelleri bu kaldırır. Sonra çokça "Lahavle vela kuvvete illa billahil aliyyil azîm" demeliyiz. Manasını düşünerek bunu çok söylemeliyiz. Böylece her türlü güç ve kuvvetin kaynağının Allah olduğuna inandığımızı Ona ispat etmeliyiz. Kısmeti kim hangi güçle kapatabilir ki? İbadetlerimizde eksiklik bırakmamalıyız. Çokça sadaka ve yardım yapmalıyız.

Pek çok sıkıntıyı bunların gidereceğini ben tecrübelerimle kesinlikle biliyorum. Şunu da hatırlamalıyız ki Allah (cc): "Kim Allaha karşı takvalı olursa Allah ona mutlaka bir çıkış yolu verir ve onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır" buyuruyor. Ayrıca, çok dua da etmeliyiz.



" Zebani" Demek Doğru mu?

  • Zebâniler Cehennemde vazifeli meleklerdir.

    Melekler Allahü teâlânın kıymetli kıymetli kullarıdır ve zulüm etmezler.

  • Yiyip içmezler, evlenmezler.

  • Erkek veya dişi değillerdir.

  • Sol omuzumuzdaki günahlarımızı yazan meleği kötülemek doğru olmadığı gibi, cânileri, zâlimleri hainleri, din düşmanlarını Cehennemdeki meleklere benzetmek de asla doğru değildir.

  • Bu bakımdan kötü insanları anlatırken “Zebâni gibi” demek çok çirkindir. Çünkü meleklerin günah işlemediğıne inanmamız şarttır. Meleklerin günah işlediğini söylemek uygun değildir.



     

 

 

Ölüm hastasına ve ölüye söylenecek sözler yapılacak işler

 

 

 

 

 

 

 

 

Ölüm hastasına ecel konusunda hoşuna gidecek, sevindirecek sözler söylemelidir. Çünkü Allah'ın hükmünü hiç bir şey geri çeviremez. Sadece gönlü hoş olmuş olur. Hasta tevbe etmeye ve vasiyetlerini yapmaya teşvik edilir.

 

 

Çünkü Allah elçisi;
"Vasiyet edeceği bir şey olup da, yanında yanlı vasiyeti bulunmaksızın iki gece geçirmek müslümanın işi değildir" buyurmuştur.

 

Ölüm halindeki kişiyi sağ yanına yatırıp kıbleye döndürmelidir. Çünkü Hz. Peygamber, Beytullah için
"Ölü ve dirilerinizin kıblesidir" buyurmuş.
Hz. Fatıma (r.a, Rafi'nin annesine;
"Beni kıbleye çevir" demiştir
Eğer yer darlığı yüzünden hastayı kıbleye çevirmek mümkün olmazsa sırt üstü yatırılır ve yüzü ile ayakları kıbleye doğru çevrilir. Bu da yapılamazsa, olduğu hal üzere bırakılır. Ölüm sırasında kişinin ağzına bir kaşık veya pamukla su verilir.

 

Hasta can çekişirken ona yardımcı olmak yakınları için bir görev ve sevap bir ameldir. Bu yüzden onun yanında kelime-i şehadet getirmek ve söylemesine yardımcı olmak sünnettir. Çünkü Allah elçisi şöyle buyurmuştur:
"Ölülerinize; "Lâ ilahe illallah'ı" telkin ediniz. Çünkü ölüm halinde onu söyleyen bir mümini bu kelime Cehennem'den kurtarır".
"Son sözü La ilahe illallah olan kimse Cennet'e girer"

 

Hastanın yanında şehadet getirilir ki, o da hatırlayıp şehadet getirsin. Yoksa ısrarla, sen de yap denilmez. Zira o anda zor bir durumdadır. Ona yeni bir zorluk çıkarmamalıdır. Bir defa da söylese yeterli olur. Bu telkini hastanın sevdiği birisi yapmahdır. Amaç, hastada isteksizlik uyandırmamaktır.

 

Kişi vefat edince ağzı kapatılır, bir bez ile çenesi başından bağlanır. Gözleri yumulur. Eller yanlarına getirilir. Bunu yaparken de şu dua okunabilir:

 

"Bismillahi ve ala milleti rasülih. Allahümme yessir aleyhi emrahu ve sehhil aleyhi ma ba'dehü ve es'idhu bi likaike vec'al ma harace ileyhi hayran mimma harace anhu".

 

Anlamı: "Allah'ın ismiyle ve Resulullah'ın dini üzerinde olsun. Allah'ım, onun işini kolaylaştır, bundan sonrasını ona kolay eyle, onu seni görmekle mutlu eyle. Dünyadan kendisi için çıkanı, kendisinin çıktığı şeylerden hayırlı eyle".

Sonra ölünun üstüne bir örtü çekilir. Öldükten sonra yıkanıncaya kadar yanında Kur'an okumak mekruhtur. Öldüğü iyice anlaşılınca hemen yıkanır.



Sakal Bırakmak İçin Hanımdan İzin Almak Gerekir mi?

  •  

    Sakal bırakmak için hanımdan izin almak gerekmez. Bu insanların uydurdukları bir sözdür. Bunun İslami bir kaynağı yoktur.

  • Farzları, vacipleri, sünnetleri yapmak için herhangi birisinden izin almak gerekmez.

     



     

Sövmek

Namuslu bir kadına "fahişe" diye sövmek tazir cezası gerektirir.

Müslüman bir kimse müslüman olmayan bir kişiye "Zani" diye laf atsa, zina ile ilgisi bulunmayan bir kimse gayrimüslimde olsa, ona bu suçu isnad eden bir lafızla hitap etmek tazir cezası gerektirir.

Salkih ve alim kimselere sövmek, tazir cezasını gerektirir.

Bir kimse diğer bir şahsa hitaben" Ağzına s....ım, Başına s....ım, B.... yersin, Köpek eniği..." gibi sözlerle satşsa tazir cezası gerektirir. İnsanın dili, vicdanı ve ağzı temiz olmalıdır. Öfkeye kapılmak, hiçbir zaman şahsı küçültücü laflar etmeye sebep olmamalıdır.



 

TUVALETTE ÖLMEK KÖTÜLÜK İŞARETİ MİDİR?

Bizler perdenin arkasını bilemeyiz. Hangi yerde ne şekildeki ölüm hakkımızda hayırlıdır kestiremeyiz. Hüsnüzanna memuruz. Şunu biliriz ki, bir ömür boyu İslami hayat yaşayanların amellerini Rabbimiz zayi etmez. Bunu ayetinde kendisi buyurmaktadır.

Allah sizin imanınızı zayi etmez. İmanla işlediğiniz amelleriniz boşuna gitmez. (Bakara, 143)

Allah zerre kadar kuluna zulmetmez. Zerre kadar da amelinizi yok etmez. (Nisa, 40)

Mühim olan imanlı ve amelli yaşamaktır. Ölmenin şekli ve yeri o kadar mühim değildir. İmanlı insan tuvalette ölse de imanın icabı olarak cennete gider. İmansız insan camide de ölse imansızlığının gereği cehennemi boylar. Hayat boyu İslamı yaşayanın kötü görünüşlü ölmesi amelinin zayi olduğuna delil sayılmaz. Allah iman etmiş kimsenin amelini zayi etmez. Hem de zerresini bile.

Üzülecek bir görünüş içinde ölmek günahının affına sebep de olabilir. Biz hüsnüzanna memuruz. Suizan bize layık olmaz. Hüsnüzannımızda yanılmış olsak günah yoktur. Ama suizannımızda yanılsak günah vardır. Bunu unutmamak gerek.



Ölü Evinin Yemek Hazırlaması

Ölünün evinde üç gün ziyafet tertip etmek, yemek yedirmek mekruktur. Ölenin ev halkına üç gün yakınları ve dostları tarafından yemek götürülmesi sünnettir. Ne yazık ki, ülkemizin birçok yerlerinde bu sünnetin yerine bidat konmuştur. Ölü yakınlarını taziye gelenlere yemek hazırlanır, adeta bir düğün havası etirilir hale getirilmiştir.



Siyah Elbise Giyerek Matem Tutmak

İslam'da matem tutmak yoktur. Bu daha çok gayri muslimlerin adetidir. Siyah elbise giyilip, yaslı olduğunun gösterilmesi, sünnete aykırıdır.



 

Gece Tırnak Kesilir mi?

Önce şunu belirtelm: "Tırnak kesmek için belli bir gün ve zaman yoktur. Bu konuda söylenen bazı hadisler vardır. Fakat bu hadislerin mevzu olduğu araştırma konusunda tesbit edilmiştir. Tırnaklar büyüdüğü gün kesilir. Hangi gün olursa olsun.

Halifr Harun er Reşid, İmam Ebu Yusuf'a "Gece tırnak kesmenin caiz olup olmadığını" sormuş. Ebu Yusuf: "Caizdir" demiş. Harun er Reşid, "Bunun delilini" kendisinden sormuş. Ebu Yusuf "Hayır tehir olunmaz" hadis-i şerif'i kaynak göstererek, "hayırlı işler geciktirilmez" cevabını vermiştir.



Adak etinden kimler yiyemez

Adak yapan kimse, adadığı hayvanın etinden yiyemez. Etin tamamını fakirlere vermesi gerekir. Şayet bir miktar yemiş olursa, yediği etin kıymetini fakirlere para olarak verir. Adak yapan, adadığı hayvanın etini, fakir olsalar bile, usul ve fürruna ve geçimi üzerine bağlanmış bulunanlara yediremez. Usul, ana ve baba tarafından yükselen soya denir. Furu, evlatlardan aşağı inen soylara denir.



Baş Sağlığı Dilemek

Ölüm vaktinden itibaren üç gün içinde ölü sahibine baş sağlığı dilemek mendubdur. Bu müddetten sonra yapılmasında kerahet vardır. Ancak uzakta olanlarla haberi olmayanlar için bir müddet yoktur. Baş sağlığı için özel bir söz yoktur. Örfe göre münasip sözler söylenir : Allah ölüye rahmet etsin, size sabır ve sağlık versin, Allah verir Allah alır... gibi.

Ölünün bütün yakınlarına başl sağlığı dilenir. Aklı ermeyen çocuğa yapılmaz. İkinci defa baş sağlığı dilenilmesi mekruhtur.

Komşuların ölü sahibine yemek pişirmeleri ve ona yemek göndermeleri güzel bir harekettir. Yemek içi n ölü sahiplerine israr da edilir.



Bıyık ve Sakal

Allah Resulü buyuruyor: "On şey vardır ki, bunlar fıtrattandır: Bıyıkları kısaltmak, sakalı bırakmak, misvak kullanmak, burnuna su çekip sümsürmek, tırnakları kesmek, parmakları yıkamak, koltukları yolmak, kasıkları traş etmek, büyük abdestten sonra taharet almak, ağıza su verip çalklamak." (Muslim, Taharet:361)

 

"Bıyıkları kısaltın, sakalı uzatın" (Tirmizi, 2764)

 

"Biz bıyıkları kısaltmak ve sakalı bırakmakla emrolunduk" (Tirmizi, 2765)

 

"Müşriklere muhalefet edin, bıyıkları kısaltın, sakalı uzatın." (Müslim,259)

 

Bütün peygamberler sakallı idiler.

 

Hadis-i şeriftede geçtiği gibi sakal, yaradılış icabı erkeklerde bulunması gereken bir kılıktır.

 

Hanefi, Mâliki ve Hanbeli mezhebine göre erkeklerin sakal bırakması vaciptir.

Bu üç mezhep imamı hadis-i şeriflerde geçen "veffirû, evfirû, v'afû" yani sakalı bırakın, sakal uzatın emiri vücup ifade ettiği için sakal vaciptir. Sakalı kesmekde haramdır. Yalnız Şafi mezhebine göre sakal sünnettir. Kesilmesi ise mekruhtur.



 

Çocukların yatakları ne zaman ayrılır?

 

Allah Resulü buyuruyor:
"... on yaşına basınca yataklarını ayırınız"
Ebu Rafi'den gelen bir rivayette Allah Resulünün vefatından sonra kılıcının kabzasında bulunan bir sahifede besmeleden sonra şöyle yazılı idi:
"Yedi yaşındaki oğlan ve kız çocuklarının, oğlan ve kız kardeşlerin yataklarını ayırın."

İmam-ı Nevevi bu farklı rivayetleri birleştirerek şöyle der:
"Kız ve erkek çocuklar on yaşına basınca onların yataklarını anne, baba, kız ve oğlan kardeşlerinin yataklarından ayırmak vaciptir." Yani yedi yaşından itibaren ayırmaya başlanır, on yaşında yatakları ayırmak vacip olur.

Çoğunlukta olan görüşe göre çocukların yataklarını ayırma yaşı yedidir. Aliyyu'l Kâri:
"Çocuk yedi yaşında annesinin, kız kardeşinin ve diğerlerinin yatağından uzaklaştırılır. Zira bu yaş onun cinsel duygularının geliştiği yaştır"

İmam Malik'e "bu ayırmadan maksat erkeklerle kızlar mı?"şeklinde bir soru sorulunca "evet" demiştir. Anacak İmam Nevevi "on yaşından sonra erkeğin erkekle, kadının kadınla aynı yatakta yatmalarının asla caiz olmadığını söylemiştir.

Bütün bu kaynaklardan şu neticeye varabiliriz:

Erkeklerle kızların yatağını yedi yaşında, kızların kendi aralarında, erkeklerin kendi aralarında yataklarını on yaşında ayırmak gerekir.



Kaynaklar:
1) Ehl-i Sünnet İtikadı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Bedir Yayınevi, 1996, S.67
2) Bir Bilene Soralım -
3) Mürşid 4, İlmihal, Fetvalar, Turan Yazılım
4)
Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN
5) Elmalı Tefsiri
6) Kütüb-i Sitte
7) Sevâd-ı Azam, Hakim Semerkandi, Bedir Yayınevi,
8) Buhari
9) Tirmizi İbn Ömer r.a. rivayet etmiştir.
İslam İlmihali, A.Fikri Yavuz, Çile Yayınları
Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre (Allah c.c rahmet eylesin)

 

 

Reklam
 
 
Bugün 1 ziyaretçi (29 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=